Çağdaş Bayraktar ADD Kartal'da konuştu: "Bugün yaşananları kumpas davalarını anlamadan değiştiremeyiz"
Atatürkçü Düşünce Derneği Kartal Şubesi tarafından düzenlenen 'Cumhuriyet'e Kurulan Kumpas ve Aydın Sorumluluğu' konulu panelde konuşan gazeteci-yazar Çağdaş Bayraktar, Türkiye'nin yakın siyasi tarihine, kumpas davalarına, 1 Mart tezkeresi sürecine ve Cumhuriyetçi birikimin hedef alınmasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Haber: Sibel Boz
Kartal Belediyesi Ekolojik Pazar Etkinlik Çadırı’nda gerçekleştirilen panelde, ADD Kartal Şube Başkanı Av. Arif Anıl Öztürk’ün açılış konuşmasının ardından gazeteci-yazar Barış Terkoğlu ve gazeteci-yazar Çağdaş Bayraktar katılımcılara hitap etti.
Programda konuşan Bayraktar, “Deniz Üstü Köpür” kitabını yazma sürecini de anlatarak, kitabın yalnızca merhum Amiral Cem Aziz Çakmak’ın biyografisi değil, aynı zamanda Türkiye’nin son 25 yılına ışık tutan bir belge niteliği taşıdığını söyledi.
“Arif, Cumhuriyetçi gençliğin örnek isimlerinden biri”
Sözlerine ADD Kartal Şube Başkanı Av. Arif Anıl Öztürk’e teşekkür ederek başlayan Bayraktar, Öztürk’ün Atatürkçü ve Cumhuriyetçi gençlik açısından önemli bir örnek olduğunu belirtti.
Bayraktar, “Bir Atatürkçü genç nasıl olmalı, bir Cumhuriyetçi gençlik nasıl olmalı dediğimde aklıma gelen tariflerden biri Arif’tir” dedi.
Programın kendisi açısından özel bir anlam taşıdığını da ifade eden Bayraktar, ailesinin ilk kez böyle bir etkinliğine katıldığını belirterek, konuşmasına kişisel bir notla başladı.
“Eşyanın tabiatına aykırı bir dönemden geçiyoruz”
Türkiye’nin olağan olmayan bir süreçten geçtiğini söyleyen Bayraktar, yaşanan birçok gelişmenin artık toplum tarafından normalleştirildiğine dikkat çekti.
Bayraktar, “Eşyanın tabiatına uygun olmayan bir dönemden geçiyoruz. Bugün 50 bin kişinin katili bir kişi hakkında statü konuşulabiliyor, masalar kurulabiliyor. Belediye başkanları kafalarına göre içeri alınabiliyor. Tutukluluk, en son aşamada uygulanması gereken bir tedbirken çok alelade kullanılabiliyor” dedi.
Öğrencilerin eylemler nedeniyle tutuklanabildiğini, buna karşılık bazı ağır suçlara ilişkin süreçlerde çifte standart algısı oluştuğunu belirten Bayraktar, bu tabloya bir anda gelinmediğini vurguladı.
“1 Mart tezkeresi emperyalizm için sert bir duvardı”
Konuşmasında 1 Mart tezkeresi sürecine geniş yer ayıran Bayraktar, ABD’nin Irak işgali planında Türkiye üzerinden hareket etmeyi hedeflediğini, ancak tezkerenin reddedilmesiyle büyük bir engelle karşılaştığını söyledi.
Bayraktar, 1 Mart sürecinde yalnızca CHP’nin ya da TSK’nın değil, çok geniş bir toplumsal muhalefetin etkili olduğunu ifade etti.
“1 Mart tezkeresi emperyalizm için çok sert bir duvardı” diyen Bayraktar, bu süreçte Türkiye’de hâlâ güçlü bir antiemperyalist ve ulusal damar bulunduğunun görüldüğünü söyledi.
Bayraktar, “Emperyalizm şunu gördü: Biz burayı çantada keklik sanıyorduk ama burada hâlâ toplumsal bir damar varmış. Basında karşılığı varmış, TSK’da karşılığı varmış, muhalefet partilerinde karşılığı varmış” ifadelerini kullandı.
“Kumpas davalarının merkezinde Türkiye Cumhuriyeti vardı”
Bayraktar, Ergenekon ve Balyoz davaları başta olmak üzere kumpas davalarının yalnızca TSK’yı hedef alan davalar olarak görülmemesi gerektiğini söyledi.
Bu süreçlerin merkezinde Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu felsefesinin bulunduğunu ifade eden Bayraktar, “Bu kitap sadece bir biyografi değil. Bunlar sadece TSK’ya yapılan operasyonlar değil. Operasyonun merkezinde Türkiye Cumhuriyeti’nin kendisi var. Türk milletinin kendisi var. Türkiye Cumhuriyeti’nin kutsal kimliği, laik kimliği var” dedi.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu felsefesinde yer alan milliyetçilik anlayışının Batı’daki örneklerden farklı olarak antiemperyalist nitelik taşıdığını belirten Bayraktar, bu nedenle hedef alındığını savundu.
“Cem Aziz Çakmak, Cumhuriyetçi dönüşümün temsilcilerindendi”
Bayraktar, merhum Amiral Cem Aziz Çakmak ile yolunun kumpas davaları sürecinde kesiştiğini belirterek, Çakmak’ın yaşadığı haksızlıklara dikkat çekti.
Çakmak’ın, tutukluluk koşullarına ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptığı başvurunun kabul edilerek savunma istendiğini, ancak Adalet Bakanlığı’nın bunu kamuoyuna farklı yansıttığını ifade eden Bayraktar, bu haber üzerinden Çakmak’la bağ kurduğunu anlattı.
Bayraktar, Cem Aziz Çakmak’ın donanmanın “kutup yıldızı” olarak görülen isimlerden biri olduğunu belirterek, “O, Cumhuriyetçi dönüşümün temsilcilerinden biriydi. Kendisinin savunmasında söylediği gibi, ‘Bizim çocuklar başardı’ dediğimiz için buradayız; Cumhuriyet çıkarlarını ulusalda ve küreselde herkese karşı savunduğumuz için buradayız diyordu” ifadelerini kullandı.
“Akciğer kanserinin dördüncü evresindeyken bırakıldı”
Cem Aziz Çakmak’ın cezaevinde kanser olduğunu hatırlatan Bayraktar, Çakmak’ın sağlık durumu ağırlaşmasına rağmen uzun süre direnmeye devam ettiğini söyledi.
Bayraktar, “Akciğer kanserinin dördüncü evresindeyken serbest bırakıldı. Bu şu demekti: Bu kişi ölecek, elimizde kalmasın” dedi.
Çakmak’ın buna rağmen “iyileşeceğim, bu kitabı birlikte yazacağız” dediğini anlatan Bayraktar, Çakmak’ın vefatının ardından kitabı yazmanın kendisi için tarihsel bir sorumluluğa dönüştüğünü ifade etti.
“Bu kitap yalnızca biyografi değil, son 25 yılın belgeseli”
“Deniz Üstü Köpür” kitabını yazma sürecini anlatan Bayraktar, başlangıçta bir biyografi yazmayı düşündüğünü, ancak araştırmalar ilerledikçe olaylar arasındaki bağlantıların kendisini Türkiye’nin son 25 yılını anlatmaya yönelttiğini söyledi.
Bayraktar, “Benim yalnızca bir biyografi yazmam değil, 25 yılın belgesel kitabını yazma sorumluluğum olduğunu fark ettim” dedi.
Türkiye’de gündemin hızla değiştiğini ve toplumun sürekli yeni olaylarla karşı karşıya bırakıldığını ifade eden Bayraktar, bu nedenle geçmişte yaşananların hızla normalleştirildiğini söyledi.
“Mavi Marmara’dan önce İskenderun’da saldırı oldu”
Olaylar arasındaki bağlantıların görülmesinin önemine dikkat çeken Bayraktar, Mavi Marmara saldırısını örnek gösterdi.
Mavi Marmara saldırısının Akdeniz açıklarında yaşandığını herkesin hatırladığını söyleyen Bayraktar, ancak saldırıdan kısa süre önce İskenderun’daki Deniz Üssü’ne yapılan saldırıda askerlerin şehit olduğunu birçok kişinin hatırlamadığını belirtti.
Bayraktar, bu olaylar arasındaki bağlantıların doğru okunması gerektiğini ifade ederek, “Biz Büyük Ortadoğu Projesi’yle bir yere gidiyoruz. Bugün birileri utanmadan yeni anayasa konuşabiliyor. Oysa değiştirilemez maddeleri olan bir anayasanın bulunduğu yerde yeni anayasa tartışması başka bir anlam taşır” dedi.
“Bugün yaşananları Ergenekon ve Balyoz’u bilmeden anlayamayız”
Bayraktar, Türkiye’de bugünkü hukuki ve siyasi uygulamaların köklerinin kumpas davaları döneminde aranması gerektiğini söyledi.
Boğaziçi Üniversitesi’ne kayyum rektör atanması gibi süreçlerin de bir anda ortaya çıkmadığını belirten Bayraktar, Fatih Hilmioğlu gibi rektörlerin tutuklanabildiği bir dönemin ardından bu uygulamaların mümkün hale geldiğini ifade etti.
Bayraktar, “Bugün yaşananları kumpas davalarını bilmeden, anlamadan değiştiremeyiz. Bunları bilmediğimiz sürece dünün içinde kalmaya devam ederiz. Biz hâlâ Ergenekon’u yaşıyoruz, hâlâ Balyoz’u yaşıyoruz” dedi.
“Toplumun tepki mekanizmaları hedef alındı”
Bayraktar, geçmişte yurttaşların tepkisini taşıyan ve sistem içinde denge oluşturan basın, yargı, muhalefet ve TSK gibi kurumların çeşitli operasyonlarla etkisizleştirildiğini savundu.
AK Parti iktidarının bu süreç için uygun bir siyasi zemin sunduğunu öne süren Bayraktar, “Bu proje için dikensiz gül bahçesi gerekiyordu ve bu oluşumlar dizayn edilmeye başlandı” dedi.
“Aktif yurttaş olmak zorundayız”
Konuşmasının sonunda güncel siyasal sürece ilişkin de değerlendirmede bulunan Bayraktar, Cumhuriyetçilerin psikolojik üstünlüğü yeniden elde ettiği bir döneme girildiğini söyledi.
Ancak bu durumun kalıcı bir kazanıma dönüşmesi için yurttaşların pasif kalmaması gerektiğini belirten Bayraktar, “Aktif yurttaş olmak zorundayız. Hangi partiye oy verirseniz verin, ‘Sen buna dikkat edecek misin, şuna karşı duracak mısın?’ diye sormak zorundayız” dedi.
Ekonomik sorunların da antiemperyalist bir çerçevede ele alınması gerektiğini savunan Bayraktar, “Ulus bilinciyle sınıf bilincini harmanlayacağımız antiemperyalist bir hatta ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı.
Bayraktar, kitabının özellikle gençlere ulaşmasını önemsediğini belirterek, “Ben bu kitabı yazdım ama basıldığı andan itibaren kitap okuyucuya emanet. Birilerinin yazması, birilerinin de okuması gerekiyor; o okuyanlar içinden de yeni yazanların çıkması gerekiyor” dedi.