Avrupa Birliği, dev kamu ihale pazarını sanayi ve ticaret politikasının daha etkin bir aracı haline getirmek için önemli bir adım attı.Avrupa Komisyonu, kamu kurumlarının yaptığı mal ve hizmet alımlarında yalnızca en düşük fiyatı değil; kaliteyi, tedarik zinciri güvenliğini ve Avrupa'da yaratılan ekonomik değeri de daha fazla dikkate almasını öngören yeni kamu ihale düzenlemesini sundu.AB yetkililerinin hesaplamalarına göre kamu alımları Birlik ekonomisinin yaklaşık yüzde 15'ine, yani yılda yaklaşık
2,6 trilyon avroya karşılık geliyor. Reuters ise 2025 verileri üzerinden pazar büyüklüğünü yaklaşık 2,5 trilyon avro olarak hesaplıyor.
İhalelerde “Avrupa tercihi” dönemi
Teklif, tüm kamu ihalelerinde zorunlu ve doğrudan bir “yalnızca Avrupa'dan satın al” uygulaması getirmiyor.Ancak kamu kurumlarına belirli koşullarda Avrupa merkezli teklifleri tercih etme, stratejik sektörlerde AB şirketlerine öncelik verme ve Avrupa içeriği düşük teklifleri dışarıda bırakma konusunda daha geniş hareket alanı sağlıyor.Reuters'ın aktardığı düzenlemeye göre kamu makamları, toplam değerinin yüzde 50'sinden azı Avrupa içeriğinden oluşan teklifleri belirli durumlarda dışarıda bırakabilecek. AB ile kamu alımlarında karşılıklı erişim sağlayan ticaret anlaşmaları bulunan ülkelerin ise bu kısıtlamalardan etkilenmemesi öngörülüyor.
En ucuz teklif tek başına yeterli olmayacak
Yeni sistemde kamu ihalelerinin yalnızca fiyat üzerinden sonuçlandırılmasının da önüne geçilmesi hedefleniyor.İhalelerde “en iyi fiyat-kalite oranı” esas alınacak. Kalite kriterlerinin değerlendirmedeki ağırlığının en az yüzde 30 olması, yoğun emek gerektiren hizmet sözleşmelerinde ise bu oranın en az yüzde 50'ye çıkarılması öngörülüyor.Kritik altyapı, siber güvenlik, tedarik zinciri kesintileri, stratejik bağımlılıklar ve yabancı etki gibi unsurlar da kamu kurumlarının karar verirken dikkate alabileceği başlıklar arasında olacak.
Türkiye açısından neden önemli?
Düzenlemenin Türkiye açısından dikkat çeken tarafı,
AB-Türkiye Gümrük Birliği'nin kamu ihalelerini kapsamaması.1995'ten bu yana yürürlükte olan
Gümrük Birliği ağırlıklı olarak sanayi ürünlerinin serbest dolaşımını düzenliyor. Avrupa Komisyonu'nun Türkiye ile ticari ilişkilerine ilişkin belgelerinde kamu alımları, mevcut Gümrük Birliği'nin kapsamı dışında kalan alanlar arasında açıkça gösteriliyor.Türkiye ayrıca Dünya Ticaret Örgütü bünyesindeki Kamu Alımları Anlaşması'nın (GPA) tarafları arasında bulunmuyor; 1996'dan beri anlaşmada
gözlemci statüsünde yer alıyor.Bu durum, Komisyon teklifinin mevcut haliyle kabul edilmesi durumunda Türk şirketleri açısından önem taşıyor.Çünkü yeni sistemde AB ile kamu alımlarında karşılıklı erişim sağlayan anlaşmalara sahip ülkelerin korunması, bu tür bir hukuki güvenceye sahip olmayan üçüncü ülke şirketlerinin ise bazı ihalelerde daha dezavantajlı hale gelmesi öngörülüyor.Bu nedenle Türk şirketlerinin AB'deki bütün kamu ihalelerinden çıkarılması söz konusu değil. Ancak özellikle
“Avrupa tercihi”, Avrupa içeriği veya karşılıklılık kriterlerinin uygulanacağı ihalelerde Türk şirketlerinin erişimi veya rekabet koşulları zorlaşabilir.
Çin hedefte ancak etkisi daha geniş olabilir
Düzenlemenin siyasi arka planında özellikle Çin ile yaşanan ticari rekabet bulunuyor.Brüksel, Çinli şirketlerin devlet destekleri sayesinde Avrupa'daki ulaşım, altyapı ve diğer kamu ihalelerinde fiyat avantajı elde ettiğini savunuyor.Ancak Komisyon'un oluşturduğu mekanizma yalnızca Çin'e özgü değil. AB ile kamu alımları konusunda karşılıklı erişim sağlayan uluslararası anlaşmaları bulunmayan diğer ülkelerdeki şirketler de düzenlemenin kapsamına girebilir.
Üç ayrı düzenleme tek çatı altında toplanacak
Komisyon ayrıca mevcut kamu ihale sistemini sadeleştirmeyi planlıyor.Bugün üç ayrı direktifle düzenlenen kamu alımları, teklif kabul edilirse tek bir AB tüzüğü altında birleştirilecek. Şirketlerin farklı ülkelerde tekrar tekrar kayıt yaptırmasını azaltacak ortak bir dijital kamu ihale platformunun kurulması da planlanıyor.Teklif henüz yürürlüğe girmiş değil. Düzenlemenin Avrupa Parlamentosu ve AB üyesi ülkeler tarafından kabul edilmesi gerekiyor ve yasama sürecinde maddelerin değiştirilmesi mümkün.Bu nedenle Türkiye açısından kesin etkinin, düzenlemenin nihai metni ve AB'nin üçüncü ülkelere ilişkin erişim kriterlerinin uygulamada nasıl belirleneceğiyle netleşmesi bekleniyor.