Ümit Özdağ'dan Mekke Savunma Anlaşması'na tepki: "Türk milletine yeni Yemen türküleri yaktırılmamalıdır"
Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın Türkiye'yi Yemen'deki çatışmalara ve İran'la karşı karşıya gelme riskine sürükleyebileceğini savundu. Anlaşmanın TBMM onayı olmadan uygulanmasına yönelik girişimleri eleştiren Özdağ, 'Bir tek Mehmetçiğimizin Suudi petrol doları milyonerleri ve milyarderleri için hayatının tehlikeye atılmasına karşıyız' dedi.
Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, 15 Ekim 2026 tarihinde düzenlediği basın toplantısında Türkiye'nin dış politikasını, bölgesel güvenlik gelişmelerini ve iç gündemi değerlendirdi.
Konuşmasının önemli bölümünü 7 Ağustos 2026'da Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'na ayıran Özdağ, anlaşmanın Türkiye'nin millî güvenliği açısından ciddi riskler taşıdığını ileri sürdü.
Anlaşmanın içeriğinin kamuoyuyla yeterince paylaşılmadığını savunan Özdağ, Türkiye'nin Yemen'deki çatışmalara taraf olabilecek bir askerî yükümlülük altına sokulmaması gerektiğini belirtti.
“Hukuken var olmayan bir anlaşmaya dayanılarak sözler verilmesi kabul edilemez”
Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın anayasal boyutunu gündeme getiren Özdağ, uluslararası anlaşmaların yürürlüğe girmesi ve yurt dışına asker gönderilmesi süreçlerinde TBMM'nin yetkilerine dikkat çekti.
Anayasa'nın 90. ve 92. maddelerini hatırlatan Özdağ, anlaşmanın Meclis onayından geçmeden uygulanmasına yönelik adımların hukuka aykırı olduğunu savundu.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Suudi Arabistan'ın toprak bütünlüğünün korunmasına ilişkin açıklamalarını eleştiren Özdağ, şunları söyledi:
“Hukuken var olmayan bir anlaşmaya istinaden sözde komite toplantıları yapılması, yabancı devletlere Türk milleti ve Türk Silahlı Kuvvetleri adına sözler verilmesi, taahhütler altına girilmesi kabul edilemez.”
Özdağ, Türkiye Cumhuriyeti'nin kişisel taahhütlerle değil, Anayasa ve yasalar çerçevesinde yönetilmesi gerektiğini vurguladı.
“Türkiye, İran'la çatışmaya sürüklenebilir”
Askerî ittifakların ülkeler açısından yeni güvenlik riskleri oluşturabileceğini ifade eden Özdağ, Suudi Arabistan'ın Yemen'deki Husilerle çatışma hâlinde olduğuna dikkat çekti.
Türkiye'nin bu ittifak nedeniyle İran'la dolaylı veya doğrudan bir çatışmaya sürüklenebileceğini ileri süren Özdağ, şu değerlendirmede bulundu:
“Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan kendi arasında, üstelik Türkiye'nin çıkarlarına uygun olmayan bir askerî ittifak kurarsa bu ittifak, Hindistan, İran ve Yunanistan arasında rahatlıkla bir karşı ittifakı hayata geçirebilir ve bu Türkiye'nin yararına değildir.”
Anlaşmanın yalnızca savunma iş birliği olarak değerlendirilemeyeceğini savunan Özdağ, taraflardan birine yönelik silahlı saldırının tüm taraflara yapılmış sayılması hükmünün askerî ittifak niteliği taşıdığını söyledi.
“Bu anlaşma, İsrail'in yan müttefik olduğu bir anlaşma”
Mekke Anlaşması'nın bölgesel güç dengeleri bakımından da değerlendirilmesi gerektiğini belirten Özdağ, anlaşmanın İsrail'e karşı oluşturulmuş bir ittifak olmadığını öne sürdü.
Suudi Arabistan ile İsrail arasındaki ilişkileri ve Yemen'deki gelişmeleri hatırlatan Özdağ, Türkiye'nin İsrail'e yönelik açıklamalarıyla Suudi Arabistan'a verilecek askerî destek arasında çelişki oluşabileceğini savundu.
Özdağ, “Şimdi siz hem İsrail'e 'One minute' diyeceksiniz hem de İsrailli askerî danışmanlarla birlikte Suudi Arabistan'ı Husilere karşı koruyacaksınız, hem de tutarlı bir Gazze politikanız olacak. Bu mümkün değil” ifadelerini kullandı.
“Bir tek Mehmetçiğimizin hayatının tehlikeye atılmasına karşıyız”
Türkiye'nin Suudi Arabistan'ın güvenliğini sağlamak amacıyla askerî çatışmalara dâhil edilmemesi gerektiğini vurgulayan Özdağ, savunma sanayisi alanındaki ticari ilişkilerin askerî ittifak kurulmasını zorunlu kılmadığını belirtti.
Özdağ, “Biz Zafer Partisi olarak bir tek Mehmetçiğimizin Suudi petrol doları milyonerleri ve milyarderleri için hayatının tehlikeye atılmasına karşıyız” dedi.
Suudi Arabistan'a silah satışının askerî ittifak olmadan da yapılabileceğini söyleyen Özdağ, Türkiye'nin başka ülkelerin toprak bütünlüğünü askerî güç kullanarak koruma yükümlülüğü üstlenmemesi gerektiğini savundu.
“Türk deniz filosu Kızıldeniz'de saldırı riskiyle karşılaşabilir”
Türkiye'nin Yemen'deki çatışmalara taraf olmasının deniz ticaretini de etkileyebileceğini belirten Özdağ, Süveyş Kanalı ve Kızıldeniz güzergâhının Türkiye'nin uluslararası ticareti açısından önemine dikkat çekti.
Husilerin Türkiye'yi düşman olarak değerlendirmesi hâlinde Türk ticaret gemilerinin saldırı tehdidiyle karşılaşabileceğini ileri süren Özdağ, Karadeniz'deki gemi saldırılarını da hatırlattı.
Özdağ, Dışişleri Bakanlığının Karadeniz'deki saldırılar karşısındaki tutumunu eleştirerek Türkiye'nin benzer bir güvenlik riskiyle Kızıldeniz'de de karşılaşabileceğini söyledi.
“AK Parti iktidarı, Türk milletine yeni Yemen türküleri yaktırmamalıdır”
Yemen'in tarihsel olarak dış askerî müdahalelerin ağır kayıplara yol açtığı bir coğrafya olduğunu belirten Özdağ, Osmanlı döneminde bölgede yaşanan askerî kayıpları hatırlattı.
Birinci Dünya Savaşı sırasında Yemen'de hayatını kaybeden Osmanlı askerlerine değinen Özdağ, Türkiye'nin benzer bir sürece sürüklenmemesi gerektiğini vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:
“Evet, bizim türkülerimiz var arkadaşlar. Binlerce askerimizi, on binlerce askerimizi kaybettik bu coğrafyada. Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlılar bu bölgede iki tümen asker kaybettiler. Bu harekâttan geriye Türk milletinin en trajik türküleri kaldı. AK Parti iktidarı, Türk milletine yeni Yemen türküleri yaktırmamalıdır.”
“Türkiye çatışmanın değil, barışın tarafı olmalı”
Türkiye'nin Orta Doğu politikasında askerî çatışmalara dâhil olmak yerine diplomatik çözüm yollarını öncelemesi gerektiğini savunan Özdağ, Suudi Arabistan ile Husiler arasındaki anlaşmazlığın müzakereler yoluyla çözülmesini istedi.
Özdağ, “Biz Zafer Partisi olarak Türkiye'nin Orta Doğu'da çatışmanın tarafı değil, tarafları barıştıran ülke olması gerektiğini düşünüyoruz” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 2024 yılında Yemen'e yönelik saldırılara ilişkin sözlerini de hatırlatan Özdağ, hükümetin mevcut yaklaşımındaki değişikliğin açıklanması gerektiğini savundu.
PKK süreci ve fon soruşturmasına da değindi
Basın toplantısında iç politikaya ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Özdağ, PKK ile yürütülen süreci eleştirdi.
PKK'nın silah bırakması ve bazı bölgelerden çekilmesine ilişkin açıklamaların gerçeği tam olarak yansıtmadığını öne süren Özdağ, kamuoyuna abartılı bir tablo sunulduğunu savundu.
Fon yolsuzluğu soruşturmasına ilişkin de konuşan Özdağ, TBMM'de araştırma komisyonu kurulmasına karşı çıkılmasını eleştirdi. Soruşturma kapsamındaki isimlerin açıklanması gerektiğini söyleyen Özdağ, gazeteciler hakkında uygulanan adli tedbirlere tepki gösterdi.
Halk TV'nin yayınlarının durdurulmasına da değinen Özdağ, basın kuruluşlarına ve sosyal medya hesaplarına yönelik erişim engellerinin ifade ve basın özgürlüğü açısından sorun oluşturduğunu savundu.
İsrail'in Türkiye'ye yönelik politikalarına ilişkin uyarı
Özdağ, konuşmasının son bölümünde İsrail'in Suriye, Doğu Akdeniz, Libya, Somali ve diğer bölgelerdeki faaliyetlerini değerlendirdi.
İsrail'in Türkiye'nin bölgesel etkisini sınırlandırmaya yönelik adımlar attığını ileri süren Özdağ, özellikle Suriye'deki askerî gelişmelere dikkat çekti.
Türkiye'nin İsrail politikasının yalnızca sert açıklamalarla sınırlı kalmaması gerektiğini savunan Özdağ, dış politikanın somut güvenlik çıkarları doğrultusunda yürütülmesi çağrısında bulundu.