Kızıltaş: TFF'nin açıklaması soruları bitirmedi, artırdı
Türkiye, 24 yıl sonra Dünya Kupası'na gitti. Bu başlı başına önemliydi. Fakat turnuva sonrası yaşanan hayal kırıklığı, sadece sahadaki sonuçlarla açıklanabilecek kadar basit değil.
Spor-Analiz: Ferhat Kızıltaş
Elbette Milli Takım yalnızca Arizona’da kamp yaptığı için elenmedi. Bunu söylemek meseleyi fazla kolaylaştırmak olur. Ancak kamp yeri, iklim koşulları, oyuncuların adaptasyonu ve turnuva organizasyonu bu hayal kırıklığının önemli parçalarından biri olarak karşımızda duruyor.
Türkiye Futbol Federasyonu’nun yaptığı açıklamada özellikle bir ifade dikkat çekiciydi: FIFA’nın tesis değişikliğini “tavsiye etmemesi”.
Burada sorun da tam olarak bu. Eğer açıklamada “FIFA izin vermedi”, “engel oldu” ya da “değişiklik yapılmasını yasakladı” denilseydi, tartışma başka bir noktaya giderdi. Ancak iki kez “tavsiye etmedi” ifadesinin kullanılması, şu soruyu ortadan kaldırmıyor: Türkiye Futbol Federasyonu bu değişiklik için daha fazla ısrarcı olabilir miydi?
Sonuçta 48 takımlı dev bir organizasyondan söz ediyoruz. FIFA elbette düzenin bozulmasını istemez, elbette yeni bir operasyonel yükün altına girmek istemez. Ama bu, değişikliğin kesinlikle imkânsız olduğu anlamına mı geliyor? Açıklama bu sorunun cevabını vermiyor.
Üstelik sahadan gelen bilgiler de ortada. Oyuncuların sıcaklıkla, uyku düzeniyle ve adaptasyonla zorlandığı görüldü. Bazı takımlar daha uygun iklim koşullarında hazırlanırken Türkiye’nin yaklaşık 40 derecenin üzerindeki bir ortamda çalışması, performansı etkileyebilecek bir faktördü. Tek neden değil ama nedenlerden biri olduğu açık.
Burada asıl mesele şu: 24 yıl sonra gidilen bir Dünya Kupası için daha ince, daha detaylı ve daha oyuncu odaklı bir planlama yapılmalıydı. Bazı ülkeler turnuvaya aşçısından psikoloğuna, beslenme düzeninden uyku planlamasına kadar her detayı düşünerek gidiyor. Biz ise hâlâ “kamp yeri değiştirilebilir miydi, değiştirilemez miydi” tartışmasını yapıyoruz.
TFF’nin açıklaması yalnızca kamp yerine odaklanınca, daha büyük meselelerin üzeri örtülmüş gibi oldu. Oysa başarısız olduk demek ayıp değil. 24 yıl sonra Dünya Kupası’na katılan, bu seviyede uzun süredir deneyimi olmayan bir takımın hata yapması da mümkün. Ama o hataları kabul etmek, bundan sonrası için ders çıkarmak gerekir.
Bunun yerine sürekli gerekçe üretmek, eleştirileri birkaç ölçüsüz yorum üzerinden karşılamak ve haklı soruları cevapsız bırakmak sağlıklı bir iletişim yöntemi değil.
Prim ve villa tartışması da bu yüzden kamuoyunu rahatsız ediyor. Mesele futbolculara ödül verilmesi değil. Başarı ödüllendirilebilir. Ancak bu konuların sürekli kamuoyunun gözüne sokulması, özellikle sportif başarısızlık sonrası ters etki yaratıyor. Oyuncuların üzerinde baskı oluşturuyor, milli takıma bakışı zedeliyor.
16 milyon dolarlık prim tartışılırken, insan ister istemez şu soruyu soruyor: Bu kaynakların bir kısmı tesisleşmeye, bilimsel performans planlamasına, oyuncu sağlığına ve uzun vadeli futbol aklına ayrılsa daha doğru olmaz mıydı?
Milli Takım’ın Dünya Kupası hikâyesinden çıkarılması gereken ders sadece “kamp yeri kötüydü” olmamalı. Daha kapsamlı bir öz eleştiriye ihtiyaç var.
Çünkü mesele yalnızca sıcaklık değil. Mesele hazırlık kalitesi, kriz iletişimi, planlama, şeffaflık ve hesap verebilirlik.
TFF’nin açıklaması bu yüzden soruları bitirmedi. Aksine daha da artırdı.