Kartal'da dikkat çeken buluşma: Cangül Örnek dünyadaki yeni kırılmayı anlattı

Türkiye Komünist Partisi'nin (TKP) Kartal'da düzenlediği 'Söz Hakkı İşçi Sınıfında' başlıklı etkinlik, 29 Mart Pazar günü saat 15.00'te gerçekleştirildi. Etkinliğe siyaset bilimci ve editör Prof. Dr. Cangül Örnek katıldı. Yoğun ilgi gören buluşmada, dünyadaki siyasal kırılmalar, emperyalizmin yeni yönelimi, Ortadoğu'daki gelişmeler, Türkiye'nin dış politikadaki konumu ve işçi sınıfının tarihsel rolü kapsamlı biçimde ele alındı.

Haber: Sibel Boz

İran, İsrail, NATO, Türkiye… Cangül Örnek’ten çarpıcı analiz

Konuşmasına güncel gelişmelerin artık yalnızca bölgesel değil, küresel bir yeniden yapılanma sürecine işaret ettiğini belirterek başlayan Prof. Dr. Cangül Örnek, dünyanın Soğuk Savaş sonrası dönemin sonuna geldiğini savundu. Örnek, 1989’dan sonra iki kutuplu dünyanın çözülmesiyle başlayan yaklaşık 30-35 yıllık sürecin artık kapandığını, dünya siyasetinin yeni ve daha sert bir evreye girdiğini söyledi.

Bu dönemin temel özelliğinin, Soğuk Savaş sonrasında sosyalizmin ve emekçi sınıfların tarihsel kazanımlarının sistemli biçimde tasfiye edilmesi olduğunu ifade eden Örnek, NATO’nun genişlemesi, Avrupa Birliği’nin siyasal bir kimlik kazanması, Doğu Avrupa ülkelerinin kapitalist sisteme entegrasyonu, sendikaların zayıflatılması ve sosyal devletin geriletilmesinin bu dönemin temel adımları arasında yer aldığını dile getirdi. Avrupa Birliği’nin başlangıçta esas olarak ekonomik bir birlik olduğunu, ancak sosyalist blokun çözülmesiyle birlikte siyasal bir genişleme aracı haline geldiğini vurgulayan Örnek, özellikle Doğu Avrupa ülkelerinin kapitalist rejimlere dönüştürülmesinde bu yapının önemli rol oynadığını kaydetti.

Örnek, Soğuk Savaş sonrası dönemin “liberalizmin zaferi” olarak sunulduğunu, ideolojik mücadelelerin sona erdiği ve kalıcı bir barış çağının başladığı iddiasının öne çıkarıldığını hatırlatarak, bunun gerçekte böyle olmadığını söyledi. Bu söylemlerin hemen ardından Yugoslavya’nın parçalanmasıyla başlayan kanlı sürecin, dış müdahalelerle iç savaşların nasıl iç içe geçirildiğini gösterdiğini belirten Örnek, aynı yöntemin daha sonra farklı coğrafyalarda da uygulandığını ifade etti.

Konuşmasında güncel uluslararası dengelere de değinen Örnek, bugün gelinen noktada NATO’nun genişlemesinin Ukrayna’da, Avrupa Birliği’nin genişleme perspektifinin ise fiilen tıkanmış göründüğünü söyledi. NATO’nun Varşova Paktı coğrafyasını büyük ölçüde içine aldığını, ancak Ukrayna’nın bu genişleme siyasetinde kritik bir eşik oluşturduğunu belirten Örnek, Avrupa Birliği’nin de artık yeni bir siyasal ufuk sunamadığını, genişleme yerine göçü engelleme ve ekonomik krizle baş etme sorunlarıyla meşgul olduğunu dile getirdi.

Avrupa’daki ekonomik durgunluğa da dikkat çeken Prof. Dr. Cangül Örnek, özellikle Almanya’nın uzun yıllar boyunca Avrupa’nın “amiral ekonomisi” olarak sunulduğunu, ancak bugün Alman ekonomisinin de ciddi bir sıkışma içinde bulunduğunu söyledi. Bazı Avrupa ülkelerinde sanayi üretiminin yeniden yapılandırıldığını, otomotiv gibi sektörlerin silah sanayisine yöneldiğini aktaran Örnek, bu gelişmenin dünya çapında militaristleşmenin derinleştiğine işaret ettiğini vurguladı.

Konuşmasının önemli başlıklarından birini de “üçüncü dünyacılık” olarak tanımladığı tarihsel akım oluşturdu. Soğuk Savaş sırasında ne kapitalist blokta ne de sosyalist blokta yer almak isteyen, bağımsız kalkınma ve siyasal egemenlik arayışı içindeki ülkelerin oluşturduğu hattın özellikle Ortadoğu’da etkili olduğunu belirten Örnek, Mısır’dan Suriye’ye, Irak’tan İran’a kadar birçok ülkenin farklı biçimlerde bu çizginin parçası olduğunu anlattı. Bu ülkelerin işçi sınıfı iktidarını savunmadığını, sosyalist olmadığını ancak emperyalist sisteme tam bağımlılık yerine bağımsızlıkçı bir yol aradığını ifade eden Örnek, Soğuk Savaş sonrası dönemde bu ülkelerin tek tek hedef alındığını söyledi.

Irak’ın işgali, Lübnan ve Filistin’e yönelik saldırılar, Suriye’de uzun yıllara yayılan yıkım ve bugün İran’a yönelen baskının, bu bağımsızlıkçı damarların tasfiyesiyle doğrudan ilişkili olduğunu belirten Örnek, İran’ın bugün bu hattın son büyük direniş noktalarından biri haline geldiğini kaydetti. İran’ın her gün direnmesinin yalnızca bölge halkları için değil, bütün dünya için önemli olduğunu söyleyen Örnek, emperyalist kuşatmanın burada ciddi bir dirençle karşılaştığını ifade etti.

Örnek, 2008 ekonomik krizinin de yeni dönemin şekillenmesinde bir dönüm noktası olduğunu söyledi. Bu krizden sonra sermayenin kendisine yeni yatırım alanları aradığını belirten Örnek, yapay zekâ, yenilenebilir enerji ve yüksek teknoloji alanlarının yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda doğrudan askeri-sanayi kompleksle bağlantılı alanlar olduğunu vurguladı. Yapay zekânın yalnızca gündelik kullanım alanlarından ibaret olmadığını dile getiren Örnek, bu teknolojilerin savaş, gözetim, hedef belirleme ve askeri operasyonlarda da yoğun biçimde kullanıldığını ifade etti.

Yeni dönemin ayırt edici özelliklerinden birinin de Çin’in yükselişi olduğunu belirten Örnek, Çin’in yalnızca ucuz emek gücüyle değil, ileri teknoloji alanlarında da ABD’yi zorlayan bir noktaya ulaştığını söyledi. Pek çok teknoloji başlığında Çin’in ABD’nin önüne geçtiğini, bu durumun da emperyalist merkezlerde büyük rahatsızlık yarattığını ifade eden Örnek, özellikle Trump döneminde Çin’le ekonomik ve teknolojik bağları koparmaya dönük politikaların bu nedenle hız kazandığını belirtti.

ABD’nin stratejik önceliklerinde de değişim yaşandığını dile getiren Örnek, Washington’un artık Ortadoğu’yu büyük ölçüde denetim altına aldığını düşündüğünü, esas yönelimin ise Asya-Pasifik hattına kaydığını savundu. Körfez ülkeleriyle kurulan ilişkiler, askeri üsler, yatırım ağları ve İsrail merkezli yeni bölgesel düzen arayışının bu stratejinin parçaları olduğunu belirten Örnek, Ortadoğu’da hâlâ tam olarak kontrol altına alınamamış en önemli başlığın İran olduğunu söyledi.

Konuşmasında Türkiye’nin bu süreçteki konumuna da geniş yer veren Prof. Dr. Cangül Örnek, Türkiye’nin son dönemde son derece tehlikeli gelişmelerle karşı karşıya olduğunu söyledi. İktidarın söylem düzeyinde açık bir Amerikancılık ya da İsrailcilik yapmamaya çalıştığını, ancak pratikte ABD’nin ve NATO’nun taleplerini karşıladığını öne süren Örnek, özellikle İran’a yönelik süreçte Türkiye’nin verdiği hizmetlerin ciddi sonuçlar doğurduğunu belirtti. Komşu ülkelere yönelik istihbarat uçuşlarına izin verilmesinin komşuluk hukukuna ve bölgesel barış fikrine aykırı olduğunu savunan Örnek, bunun Türkiye açısından da risk yarattığını ifade etti.

İsrail meselesinin de Türkiye açısından yapay ya da uzak bir tehdit olarak görülemeyeceğini söyleyen Örnek, bağımsız bir dış politika izlemek isteyen, emperyalizme mesafe koyan bir Türkiye açısından İsrail’in bölgedeki rolünün doğrudan tehlike oluşturduğunu dile getirdi. Suriye politikasını bu açıdan sert biçimde eleştiren Örnek, Türkiye’nin tarihindeki en yanlış dış politika adımlarından birinin Suriye’de izlenen çizgi olduğunu söyledi. Bu politikanın yalnızca Suriye halkına değil, Türkiye dahil bütün bölgeye ağır bedeller ödettiğini vurguladı.

Konuşmanın en dikkat çekici bölümlerinden birinde Örnek, Türkiye’de yeni askeri yapılanmalara ilişkin iddiaları gündeme taşıdı. Türkiye’nin doğu ve güneydoğusunda ya da stratejik bölgelerinde yeni NATO güçleri ya da çok uluslu askeri yapılanmaların konuşlandırılmasının son derece tehlikeli olduğunu söyleyen Örnek, bu tür adımların halktan ve Meclis’ten gizlenerek gündeme getirilmesini sert biçimde eleştirdi. Irak tezkeresi dönemini hatırlatan Örnek, o dönemde halkın Türkiye topraklarının emperyalist bir savaş için kullanılmasına karşı çıktığını, bugün benzer girişimlerin farklı biçimlerde yeniden gündeme getirildiğini ifade etti.

Montrö Sözleşmesi ve Türkiye’nin egemenlik hakları konusuna da değinen Örnek, Boğazların savunulması meselesinin tarihsel olarak Türkiye’nin bağımsızlık çizgisi açısından son derece önemli olduğunu söyledi. Türkiye’nin geçmişte uluslararası güçlerin bu alandaki etkisini sınırlamak için önemli bir irade ortaya koyduğunu belirten Örnek, bugün bu çizgiden uzaklaşılmasının ülkenin egemenliği açısından ciddi bir aşınma anlamına geldiğini dile getirdi.

Muhalefetin bu gelişmeler karşısında yeterli bir tutum ortaya koyamadığını da savunan Örnek, ülkede hem iktidarın sıkışmışlığı hem de muhalefetin etkisizliği nedeniyle halkın temel güvenlik ve egemenlik meselelerinde söz sahibi olamadığını belirtti. Bu durumun yalnızca Türkiye için değil, komşu halklar için de tehlike oluşturduğunu söyleyen Örnek, İran’a, Filistin’e ve bölgedeki diğer direniş odaklarına yönelik saldırıların insani ve siyasal olarak birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Konuşmasının son bölümünde yeni dönemin yalnızca militaristleşme ve büyük güç rekabetiyle tanımlanamayacağını, aynı zamanda halkla siyaset arasındaki bağın kopmasının da bu dönemin temel özelliklerinden biri olduğunu belirten Örnek, özellikle Avrupa’daki büyük Filistin dayanışma gösterilerine rağmen ana akım siyasetin etkilenmemesinin bu kopuşun açık göstergesi olduğunu söyledi. Eskiden kitlesel gösterilerin hükümetler üzerinde daha doğrudan baskı yarattığını, bugün ise siyasal partiler, sendikalar ve ana akım medya ile halk arasındaki bağlantıların büyük ölçüde çözüldüğünü ifade etti.

Buna rağmen umutsuz olunmaması gerektiğini söyleyen Örnek, tarihin bu tür dönemlerin sonsuza kadar sürdürülemeyeceğini gösterdiğini belirtti. Basına duyulan güvenin azalması, alternatif haber kaynaklarının çoğalması ve halkların resmi ideolojik çerçevelere daha az teslim olması gibi gelişmelerin önemli olduğunu dile getiren Örnek, özellikle saldırıya uğrayan halklarla dayanışmanın güçlenmesini bu açıdan değerli bulduğunu söyledi.

İran örneğine özel vurgu yapan Prof. Dr. Cangül Örnek, bütün eleştirilere rağmen İran halkının dış saldırı karşısında ülkesini terk etmemesinin, rejimle arasına mesafe koysa bile ülkesine sahip çıkmasının son derece önemli olduğunu ifade etti. Halkların kendi kaderine kendisinin karar vermesi gerektiği ilkesinin hâlâ güçlü biçimde yaşadığını belirten Örnek, bu ilkenin 20. yüzyıldan bugüne taşınan temel bir siyasal kazanım olduğunu vurguladı.

Etkinlikte işçi sınıfının rolüne ilişkin değerlendirmeler de öne çıktı. Örnek, sokak gösterilerinin önemli olduğunu ancak tek başına yeterli olmadığını, örgütlü işçi sınıfı müdahalesinin siyasette gerçek kırılmalar yaratabildiğini söyledi. Bu çerçevede İtalya’daki liman işçilerinin İsrail’e giden gemilere karşı tutumunu örnek gösteren Örnek, limanların kapatılmasının, ulaştırma zincirinin kesilmesinin ve üretim süreçlerinin durdurulmasının gerçek bir maddi güç anlamına geldiğini vurguladı. İşte bu nedenle “söz hakkı işçi sınıfında” başlığının yalnızca bir slogan değil, somut bir siyasal ihtiyaç olduğunu ortaya koydu.

Prof. Dr. Cangül Örnek, konuşmasını, Türkiye’de halkın egemenlik, bağımsızlık ve barış başlıklarında daha güçlü biçimde söz kurmasının zorunlu olduğunu belirterek tamamladı. Bölgedeki savaş politikalarına, emperyalist müdahalelere ve Türkiye’nin bu süreçte sürüklendiği tehlikeli yönelimlere karşı örgütlü halk gücünün ve özellikle işçi sınıfının müdahalesinin hayati olduğunu söyleyen Örnek, hem Türkiye hem bölge halkları hem de insanlık adına bu sürecin durdurulmasının büyük önem taşıdığını ifade etti.

Türkiye Komünist Partisi Prof. Dr. Cangül Örnek Ortadoğu’daki gelişmeler Ortadoğu’daki gelişmeler