Barış Terkoğlu ADD Kartal'da konuştu: "Kumpas davaları Cumhuriyet'in tasfiye davalarıydı"

Atatürkçü Düşünce Derneği Kartal Şubesi tarafından düzenlenen 'Cumhuriyet'e Kurulan Kumpas ve Aydın Sorumluluğu' konulu panel, Kartal Belediyesi Ekolojik Pazar Etkinlik Çadırı'nda gerçekleştirildi.

Haber: Sibel Boz

Panele gazeteci-yazar Barış Terkoğlu ve gazeteci-yazar Çağdaş Bayraktar konuşmacı olarak katıldı. Programın açılış konuşmasını ADD Kartal Şube Başkanı Av. Arif Anıl Öztürk yaptı.

Öztürk, konuşmasında panelde Ergenekon ve Balyoz süreçlerinden başlayarak yargının siyasallaşması, aydınların sorumluluğu ve bu süreçlerde kimin nasıl bir tutum aldığı konularının ele alınacağını söyledi.

Gazeteci-yazar Barış Terkoğlu’nun Odatv davası kapsamında 19 ay tutuklu kaldığını hatırlatan Öztürk, Terkoğlu’nun dönemin hem tanığı hem de araştırmacı gazeteci kimliğiyle bu süreci yakından bilen isimlerden biri olduğunu belirtti.

Öztürk ayrıca gazeteci-yazar Çağdaş Bayraktar’ın da Ergenekon ve Balyoz süreçlerine ilişkin önemli bir birikime sahip olduğunu ifade ederek, Bayraktar’ın “Deniz Üstü Köpür” kitabının panelin ardından imzalanacağını duyurdu.

“Bazı insanların yaşamında tarihin çatışmaları vücut bulur”

Açılış konuşmasının ardından söz alan gazeteci-yazar Barış Terkoğlu, konuşmasına davet için teşekkür ederek başladı. Terkoğlu, Çağdaş Bayraktar’ın kaleme aldığı kitabın merkezinde yer alan merhum Amiral Cem Aziz Çakmak’ın hikâyesi üzerinden kumpas davalarını değerlendirdi.

Terkoğlu, Cem Aziz Çakmak’ın yalnızca bireysel bir hikâyenin kahramanı olmadığını belirterek, bazı insanların yaşamında tarihin büyük çatışmalarının vücut bulduğunu söyledi.

Terkoğlu, “Bazı insanlar yaşamında bir bütün olarak tarihin bütün çatışmalarının yükünü çekerler. Uğur Mumcu için böyledir, Ahmet Taner Kışlalı için böyledir, Mustafa Kemal için böyledir. Cem Aziz Çakmak’ın hikâyesini okurken aslında bir tarihi okuduğumuzu düşünüyorum” dedi.

“Kumpas davalarının arkasında ulusalcı dalgayı tasfiye hedefi vardı”

Konuşmasında 1990’lı yıllardan itibaren dünyada ve Türkiye’de yaşanan siyasi dönüşümlere değinen Terkoğlu, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından tek kutuplu dünya düzeninin ulus devletler üzerinde baskı oluşturduğunu ifade etti.

Terkoğlu, bu süreçte Türkiye’de Cumhuriyetçi birikime sahip çevrelerin, Türkiye’nin yalnızca Batı kampı içinde tanımlanmasının doğru olup olmadığını sorgulamaya başladığını söyledi.

2000’li yılların başında Türkiye’de “ulusalcı dalga” olarak adlandırılan bir fikri ve siyasi hattın güçlendiğini belirten Terkoğlu, bu hattın küreselleşme karşısında ulus devletin, anayasanın, yurttaşlık kimliğinin, üniter yapının ve bağımsızlık fikrinin korunması gerektiğini savunduğunu dile getirdi.

Terkoğlu, “Türkiye’de 2000’li yıllardan itibaren oluşmuş ulusalcı dalga, bunun aydınları ve hâlâ Cumhuriyet’in birikimini üzerinde taşıyan başta Türk Silahlı Kuvvetleri olmak üzere kurumlar üzerindeki etkisi, emperyalizmin önünde Türkiye’nin parçalanması için bir engel olarak görüldü” ifadelerini kullandı.

“Ergenekon, Balyoz ve Odatv davası aynı sürecin parçasıydı”

Terkoğlu, Ergenekon, Balyoz, askeri casusluk, Poyrazköy ve Odatv davalarını aynı siyasal sürecin parçaları olarak değerlendirdi.

Bu davaların, Türkiye’de Cumhuriyetçi ve ulusalcı birikimi tasfiye etmek için kurgulandığını savunan Terkoğlu, “Bana sorarsanız Ergenekon, Balyoz, amirallere kumpas, İzmir ve İstanbul askeri casusluk, bizim yargılandığımız Odatv davası; bunların hepsinin özeti Türkiye’de emperyalizmin önünde engel olarak görülen ulusalcı dalgayı ortadan kaldırabilmek için yürütülen bir süreçtir” dedi.

Terkoğlu, yargının da bu süreçte bir araç olarak kullanıldığını belirterek, kumpas davalarının yalnızca hukuki değil, siyasi bir operasyon niteliği taşıdığını ifade etti.

“Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komuta kademesi hedef alındı”

Balyoz davası üzerinden örnekler veren Terkoğlu, yalnızca bu dava kapsamında çok sayıda amiralin hedef alındığını söyledi.

Terkoğlu, dijital belgeler üzerinden askerlerin ifadeye çağrıldığını, ardından tutuklandığını belirterek, bu sürecin Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komuta kademesini yeniden şekillendirmeye yönelik olduğunu savundu.

Terkoğlu, cezaevinde ziyaret ettiği askerlerden birinin kendisine Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki hedef alınan ve alınmayan isimleri gösterdiğini belirterek, “Hedef alınmayanlar aracılığıyla Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 15 Temmuz’da karşımıza çıkan komuta kademesini şekillendirdiler” ifadelerini kullandı.

“Cem Aziz Çakmak donanmanın kutup yıldızıydı”

Barış Terkoğlu, merhum Amiral Cem Aziz Çakmak’ın hedef alınmasının tesadüf olmadığını belirterek, Çakmak’ın Deniz Kuvvetleri içinde Cumhuriyetçi, Atatürkçü, ulusalcı ve antiemperyalist birikimiyle öne çıkan bir isim olduğunu söyledi.

Terkoğlu, “Cem Aziz Çakmak, tüm Deniz Kuvvetleri içinde Cumhuriyetçi, ulusalcı, Atatürkçü, antiemperyalist birikimiyle donanmanın kutup yıldızı olarak gösterilen kişiydi” dedi.

Cem Aziz Çakmak ve Cem Gürdeniz’in aynı gün üniformaları üzerlerindeyken tutuklanan ilk amiraller olduğunu hatırlatan Terkoğlu, bu durumun Cumhuriyet tarihindeki sembolik kırılmalardan biri olduğunu ifade etti.

“15 Temmuz bu sürecin sonucudur”

Terkoğlu, kumpas davalarının Türk Silahlı Kuvvetleri, bürokrasi ve aydınlar içindeki Cumhuriyetçi birikimi hedef aldığını belirterek, 15 Temmuz’a giden yolun bu süreçlerle örüldüğünü savundu.

Terkoğlu, “15 Temmuz bunun sonucudur. 15 Temmuz’u bizzat bu siyasi iktidar, Fethullahçılarla birlikte hazırlamıştır” dedi.

Cem Aziz Çakmak’ın en affetmediği konulardan birinin, cezaevindeyken Yüksek Askeri Şura kararlarıyla üniformasından rütbelerinin sökülmesi olduğunu belirten Terkoğlu, o kararın altında dönemin siyasi iradesinin imzası bulunduğunu söyledi.

“Kendi askerini savunamayanlar Cumhuriyet’i de savunamadı”

Terkoğlu, kumpas davaları döneminde yalnızca dışarıdan gelen saldırıların değil, içerideki sessizliğin ve destek eksikliğinin de yıpratıcı olduğunu söyledi.

Cumhuriyetçi çevrelerin de bu süreçte özeleştiri yapması gerektiğini belirten Terkoğlu, “Bu yapıya karşı onları savunması gerekenler, yanlarında olması gerekenler, birlikte mücadele etmesi gerekenler maalesef yanlarında olmadılar” dedi.

Terkoğlu, bazı komutanların “hukuki sürece bakacağız”, “savcılar ne derse ona uyarız”, “izin alamadık” gibi yaklaşımlar sergilediğini belirterek, “Kendi askerini savunamayanlar aslında kendi Cumhuriyetlerini, kendi devrimlerini, kendi ulusal bütünlüklerini de savunamadılar” ifadelerini kullandı.

“Bu davalar Cumhuriyet’in tasfiye davalarıydı”

Konuşmasının sonunda kumpas davalarını “Cumhuriyet’in tasfiye davaları” olarak nitelendiren Terkoğlu, bu süreçlerin bir ölçüde başarılı olduğunu ancak Cumhuriyetçi birikimin tamamen yenilemediğini söyledi.

Terkoğlu, “Bu dava süreçleri fiilen Cumhuriyet’in tasfiye davalarıydı. Bir ölçüde başarılı oldu. Ama başarısız olduğu bir taraf var; bugün burada bunu konuşuyorsak yenilmemişiz demektir” dedi.

FETÖ’nün bir suç örgütü olarak yargı önüne çıkarılmasında bu mücadelelerin etkili olduğunu vurgulayan Terkoğlu, “Kendi ordularına kumpas kuranlar” ifadesinin de bu süreçte ortaya çıktığını hatırlattı.

Terkoğlu, sözlerini şu değerlendirmeyle tamamladı:

“Biz bu kumpasların sonuçlarını, bunun bir siyasi operasyon olduğunu idrak ederek tersine çevirebilirsek hem bu süreçten ders çıkarmış oluruz hem de bu yenilgiyi bir zafere çevirmiş oluruz.”

Program, Terkoğlu’nun konuşmasının ardından gazeteci-yazar Çağdaş Bayraktar’ın değerlendirmeleri (Ayrı haberleştirilecektir.) ve kitap imzasıyla devam etti.

Barış Terkoğlu ADD Kartal Kumpas davaları