Aydemir Güler: Türkiye'de cumhuriyetçi birikimin ittifak politikasına ihtiyacı var

Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi (THTM) GYK Üyesi Aydemir Güler, Kartal'da düzenlenen 'Çerçeve Yasa, Barış, Türkiye… Yıkımı Nasıl Durduracağız?' başlıklı programın soru-cevap bölümünde Cumhuriyet, federasyon tartışmaları, Türkiye-İsrail ilişkileri, siyasal İslam, yoksulluk, bağımsızlık ve bedelli askerlik başlıklarında değerlendirmelerde bulundu.

Aydemir Güler, Türkiye’de geniş ancak örgütsüz bir cumhuriyetçi birikim bulunduğunu belirterek, Kemalist ve sosyalist hareketlerin ortak bir mücadele zemini oluşturabileceğini söyledi.

“TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN CUMHURİYETTEN BAŞKA BİR ŞEY OLMASI TEKLİF BİLE EDİLEMEZ”

Soru-cevap bölümünde “Osmanlı’ya dönüş” tartışmasını değerlendiren Güler, ABD’nin Suriye ve bölge politikaları üzerinden yapılan monarşi tartışmalarına tepki gösterdi.

Türkiye’nin rejim niteliğinin tartışmaya açılamayacağını savunan Güler, “Türkiye Cumhuriyeti’nin cumhuriyetten başka bir şey olması teklif bile edilemez, dile bile getirilemez” dedi.

Güler, “Osmanlı’ya dönüş” söyleminin tarihsel anlamda gerçek bir Osmanlı düzeninin yeniden kurulması anlamına gelemeyeceğini belirterek, 21. yüzyıl Türkiye’sinde Osmanlı’nın toplumsal, siyasi, idari ve hukuki yapısının yeniden oluşturulmasının mümkün olmadığını söyledi. Bu söylemi, Cumhuriyet’in kazanımlarını ortadan kaldırmaya yönelik bir “kodlama” olarak değerlendirdi.

“BU BİR YIKIM PROGRAMI”

Güler, söz konusu yaklaşımın yerine bütünlüklü yeni bir düzen kurmayı hedefleyen bir proje olarak görülmemesi gerektiğini savundu.

“Bunu alternatif bir ülke düzeni, alternatif bir bölge tasarımı olarak algılamayın. Bu bir yıkım programı” diyen Güler, emperyalist politikaların önceliğinin bölgenin doğal kaynaklarının ve ekonomik alanlarının uluslararası sermayenin kontrolüne açılması olduğunu ileri sürdü.

FEDERASYON TARTIŞMASI: “HER YERDE AYNI SONUCU DOĞURMAZ”

Federasyon tartışmalarına da değinen Güler, federasyonun tek başına demokratik ya da antidemokratik olarak tanımlanamayacağını söyledi.

Sovyetler Birliği, Kıbrıs, Almanya, Fransa ve ABD örneklerine değinen Güler, federatif yapıların tarihsel koşullara göre farklı işlevler üstlenebileceğini belirtti.

Türkiye ve Ortadoğu açısından ise merkezi devlet yapısının çözülmesinin farklı sonuçlar doğuracağını savunan Güler, “Federasyon demokratiktir veya demokratik değildir diye bir genelleme yapmanın doğru olduğunu düşünmüyorum. Bu bir kalıp; uyduğu yere göre karakter kazanacak” ifadelerini kullandı.

“DEMOKRASİ, HALKIN KENDİSİNİ KARAR SAHİBİ HİSSETMESİDİR”

Güler, demokrasi kavramının yalnızca seçim sistemi üzerinden değerlendirilmesine de karşı çıktı.

Demokrasiyi, sıradan yurttaşların ülkenin ve dünyanın geleceği konusunda kendilerini söz ve güç sahibi hissetmeleri olarak tanımlayan Güler, geçmiş dönemlerde sendikalarda ve çeşitli toplumsal örgütlerde yer alan yurttaşların bu duyguyu daha güçlü yaşadığını söyledi.

Güler, “Demokratikleşme seçim sistemiyle ölçülmez. Halkın, emekçilerin örgütlü olup olmadıklarıyla ölçülür” görüşünü dile getirdi.

Bugün geniş halk kesimlerinin siyasal karar alma mekanizmalarından ve örgütlenmeden uzaklaştırıldığını savunan Güler, “Önce halkın kendisini halk olarak, karar sahibi ve yetki sahibi olarak hissetmesi lazım. Bunun formu tektir ve örgütlenmedir” dedi.

TÜRKİYE-İSRAİL GERİLİMİ: “REKABET GERÇEK”

Güler, Türkiye ile İsrail arasındaki gerilimin iki ülkede de iç politika açısından kullanıldığını ancak ilişkilerin yalnızca kamuoyuna yönelik bir “oyun” olarak değerlendirilmesinin yanlış olacağını söyledi.

İki ülkenin bölgesel güç mücadelesi içerisinde gerçek bir rekabet yaşadığını ileri süren Güler, “Türkiye ve İsrail Ortadoğu’da emperyalizmin birinci kahyası olmak için birbirleriyle kıyasıya rekabet ediyorlar. Bu rekabet gerçek. Bizi kandırmak için rol yapmıyorlar” ifadelerini kullandı.
Güler, bu rekabetin kontrol dışına çıkabilecek riskler taşıdığını da savunarak, durumu “patlayıcı dolu bir binanın etrafında sürdürülen bir rekabet” sözleriyle nitelendirdi.

“GÜVENCE İSTEME AŞAMASINA GELDİLER”

Çerçeve yasaya ilişkin değerlendirmelerini soru-cevap bölümünde de sürdüren Güler, düzenlemenin AK Parti açısından geçmiş döneme ilişkin bir güvence arayışı taşıdığını ileri sürdü.

Türkiye’de “kuralsızlaşma” ve “mafyalaşma” yaşandığını savunan Güler, mevcut siyasi ve toplumsal düzenin sorumlularının geleceğe yönelik güvence arayışına girdiğini öne sürdü.

“Artık çok belli ki güvence isteme aşamasına geldiler” diyen Güler, mevcut tablodan bir af ya da uzlaşmayla çıkış olamayacağını ve Türkiye’nin bir hesaplaşma dönemine doğru ilerlediğini savundu.

GÜLER’DEN “ÜÇ BÜYÜK SORUN” VURGUSU

Güler, Türkiye’de mevcut düzene yönelik toplumsal tepkinin üç temel başlık üzerinde biriktiğini söyledi.

Bunların ilkini siyasal İslam ve laiklik sorunu olarak gösteren Güler, toplumda bu yönde geniş ancak henüz örgütlü ve siyasallaşmış olmayan bir tepki bulunduğunu belirtti. İkinci başlık olarak yoksulluk ve sınıfsal sömürüyü, üçüncü başlık olarak ise Türkiye’nin bağımsızlık birikimini gösterdi.

Türkiye’nin geçmişindeki sanayileşme, aydınlanma ve Kurtuluş Savaşı deneyimlerine dikkat çeken Güler, yoksulluğun “kader” olarak kabul ettirilmesinin Türkiye toplumunda kalıcı hale getirilemeyeceğini savundu.

“TÜRKİYE CUMHURİYETİ SOSYALİST CUMHURİYET OLARAK DEVAM EDERSE YIKILMAZ BİR GÜCE SAHİP OLUR”

Güler, kurulmasını savunduğu yeni Cumhuriyet anlayışının ekonomik düzeninin de değişmesi gerektiğini belirtti.

“Cumhuriyetimizin artık insanın insanı sömürdüğü bir cumhuriyet olmaması lazım” diyen Güler, mevcut yapının tekrar edilmesinin daha sağlam bir Cumhuriyet kurmaya yetmeyeceğini söyledi.

Güler, değerlendirmesini “Türkiye Cumhuriyeti yoluna bir sosyalist cumhuriyet olarak devam ettiği takdirde yıkılmaz bir güce sahip olur” sözleriyle sürdürdü.

“TÜRKİYE’DE ÇOK YAYGIN BİR CUMHURİYETÇİ DUYU VAR”

Türkiye’deki siyasi seçmen dağılımının toplumdaki cumhuriyetçi birikimi tam olarak göstermediğini savunan Güler, AK Parti ve MHP seçmenlerinin tamamının Cumhuriyet karşıtı kabul edilemeyeceğini söyledi.

Güler, “Türkiye’de siyasallaşmamış, örgütlenmemiş, programlaşmamış ama çok yaygın bir cumhuriyetçi duyu var” diyerek, bu eğilimin laiklik, bağımsızlık ve yurttaşlık değerlerini içerdiğini ifade etti.

KEMALİSTLER VE SOSYALİSTLERE İTTİFAK ÇAĞRISI

Güler, Türkiye’deki cumhuriyetçi hareket içerisindeki iki temel siyasi damarı Kemalizm ve sosyalizm olarak tanımladı.

Her iki hareketin de mevcut koşullarda tek başına bütün cumhuriyetçi kesimleri toparlayamayacağını belirten Güler, ortak bir ittifak politikasına ihtiyaç olduğunu söyledi.

Bu ittifakın temelinin laiklik, bağımsızlık ve sömürü karşıtlığı üzerinden kurulabileceğini ifade eden Güler, “Bu zemin kurulabilir bir zemindir. Gerisi detaydır. Detaylar önemsiz değildir ama bir arada yürürken tartışılabilir” dedi.

Kıbrıs ve etnik meseleler gibi farklı görüşlerin bulunduğu konuların ortak mücadele içerisinde tartışılabileceğini söyleyen Güler, ittifakın temel ilkelerinden birinin NATO karşıtlığı ve bağımsızlıkçılık olması gerektiğini savundu.

BEDELLİ ASKERLİĞE TEPKİ: “HER ŞEY SATILIK ANLAYIŞININ PARÇASI”

Soru-cevap bölümünün son başlıklarından biri de zorunlu ve bedelli askerlik oldu.

Bedelli askerliği yalnızca gelir eşitsizliği açısından değerlendirmeyen Güler, uygulamayı kamu hizmetlerinin ve yurttaşlık görevlerinin piyasalaştırılması anlayışının parçası olarak gördüğünü söyledi.

“Bu basit bir haksızlık, zenginleri kayırmak falan değil. Bu ‘her şey satılık’ demektir” ifadelerini kullanan Güler, yurttaşlığın para karşılığında verilmesini de aynı anlayış kapsamında eleştirdi.

Güler, askerlik hizmetinin yalnızca askeri bir yükümlülük olarak değil, afetler, eğitim ve toplumsal ihtiyaçlar kapsamında bir dayanışma faaliyeti olarak yeniden düzenlenebileceğini savundu.

Geçmişteki yedek subay öğretmenlik uygulamasını örnek gösteren Güler, “Yangınıyla, depremiyle, seliyle boğuşan bir ülkede askerlik işinin bir toplumsal dayanışma eylemi olarak, gönüllü ve koşa koşa yapılan bir şey haline getirilmesi pekâlâ mümkündür” dedi.

yoksulluk Çerçeve Yasa İsrail Aydemir Güler